9 Mayıs 2014 Cuma

Herkesin "Fare Kral"ı Kendine - Merhaba Dedektif Zen




Bize derin İtalya'yı anlatan eşsiz bir polisiye rehberliğinde harika bir Umbria  gezisine ne dersiniz?


Umbria
Umbria'ya doğru


Karizmatik, hafiften bıkkın ama tam da vazgeçmemiş, üzerine doğu kaderciliğine benzer bir bilgelik sinmiş dedektif Aurelio Zen
yaşlı annesi ile birlikte Roma'da antika eşyalar ile dolu dairesinde yaşamaktadır. Gizlice görüştüğü Amerikalı sevgilisini annesinin onaylamadığını söylemeye  gerek bile yok. Emekliliğinde bu lanet şehirden ayrılıp Venedik'teki aile evine yerleşmek istiyor. Zaten bakanlıkta şu anki görevi kendi deyimiyle  "bokyedibaşılık" yapmaktır.

Bir süredir pasif göreve alınmış, sıkıcı taşra kentlerine gitmekten, kimsenin okumadığı  raporlar yazıp zaman doldurmaktan başka bir şey yaptığı yok.

 Dedektif Aurelo Zen neden pasif göreve alınmıştır?

Çünkü Aurelio Zen fazla kurcalamaması istenen bir davada, görmezden gelmesi istenen bir ipucu yakalamış, bu yetmezmiş gibi kapatılmak istenen davayı  çözmeye cüret etmiştir! 

Zen seni aptal, otur yerine, sıfır!
Ve yakışıklı dedektifimiz adı konmamış bir şekilde kızağa çekilir.

Dedektif Aurelio Zen'in İtalya'sına hoş geldiniz.

80'li yıllar, siyasi çalkantıların,  toplumsal yozlaşmanın tavan yaptığı, rüşvet ağının ve nüfuz ticaretinin tıkır tıkır işlediği bir düzenin hüküm sürdüğü İtalya. Bir  başbakanın kaçırılıp öldürülmesinin bile neredeyse vaka-ı adiyeden  sayıldığı bir ülke. Kitapta söylendiği gibi
"trenler zamanında gelmez, hastahaneler iyi hizmet vermez,  telefon hatları doğru dürüst çalışmaz."

  
 Michael Dibdin - Fare Kral
 Michael Dibdin - Fare Kral 


Zen'in teşkilattan dışlanmışlığı  Umbria'dan gelen etkili bir telefonla Miletti davasına atanana değin böylece devam eder.
Bu emrivaki ile birlikte Aurelio Zen ve okuyucu İtalya'nın orta çağından yadigar Umbria'ya doğru yola çıkar.

 İş hayatına gramofon yapımı ile başlayıp dünya çapında bir servete sahip olan Milettilerin arasına hoş geldiniz.
Ailenin çenesi düşük, altın bulamaçlı histerik kızı, özel dikim takım elbiseleri içinde  hırslı damat, her daim kayak yanığı playboy oğlanlar, kaknem görünümlü sinsi metresler, ne olduğu tam anlaşılamayan  bön oğlanlar ve kayıp bir adam; baba Miletti

Ve Dedektif Aurelio Zen kendin, bir yandan merkez- taşra geriliminin adı konmamış bürokratik düşmanlığı, diğer yandan birbirinin sırlarına vakıf küçük toplumsal sınıflar arasındaki çekişme ve ayak oyunları arasında buluverir. Şehre yabancı, vakaya yabancı üstelik kendisini bozuk para gibi harcayacak güç odaklarına karşı korumasız. Aptalca hatalar yaptığı olur, bazen gafil avlanır.

Ancak yine de okuyucunun Zen'i olmayı başarır.

Zen serisinin yaratıcısı Michael Dibdin aslen bir İngiliz.  Üniversitede hoca olarak bir süreliğine İtalya'da bulunmuş. Kitaplarında bu süreçteki gözlemlerden yararlanmış, her kitabında başka bir İtalyan şehrini fon olarak kullanmış. Tarihi mekanları fon olarak kullanmak denince Dibdin'in mekanlar konusunda ki tutumu 
Dan Brown'vari bir şekilde "şu katedralde bir kaçma kovalamaca yazayım, şu tarihi çeşmeye bir olay pek yakışır" dan ziyade yerin, mekanın bugünkü sosyal-politiğini anlamak ve yazmak olarak yansıyor. Söylemeden geçemeyeceğim, yazarın kitapta Perugia -Umbria'da bulunan
 " Yabancılar Üniversitesi" ni  anlatma ve konuya bağlama biçimini ayrıca takdir edilesi. İtalya taşrasında bulunan bu öğrenci kentini görünüşte "insanlık yararına ortak bir kültür için eğitim" üst bilgisini okuyucu için
Mehmet Ali Ağca'dan (kendisi inkar ediyor) tutun çeşit çeşit gizli servis elemanlarının cirit attığı, herkesçe aşikar ama gizli bir petrol anlaşması ile Roma'da birilerinin cebine giren yüzde sonucunda şehre akın eden Arap  öğrenci profili üzerinden anlaşılır hale getirmek
ve  bu karşılaşmanın yarattığı kültür şokunu  bir İtalyan polisin ağzından anlatmak Michael Dibdin'in başarısı .
Şehir artık tarihin yapay bir süs olarak  kullanıldığı alelade turistik bir fon değil, zengin piçlerinin uyuşturucu işinden bir telefonla yakayı sıyırdığı, al gülüm ver gülüm ilişkilerin gizli sırlar olarak korunduğu, adı hiç konmayan ensestin
bilinir olduğu,  içeriden bildiğimiz bir mekandır.

Dibdin'in anlatım konusunda acelesi yok, sakin bir İtalyan zamanında yol alıyor. Hal böyle olunca okuyucu da sakince, güzel bir yemeğin tadını çıkarır gibi okuyor dedektif Zen'i. 

Bu lezzetli okumanın üzerine bir de ülkemizle İtalyan siyasi hayatı arasındaki benzer durumları ekleyin, tadından yenmez bir politik gerilim sizi bekliyor. 

 Gelenek haline gelen siyasi kumpaslar, adam kaçırma ve cinayet formatları, çeşitli biçimlerde boy gösteren rüşvet humması, bürokrat satın alma, iş takibi yaptırma, davaları hukuki boşluklar yolu ile yıllara yayarak suçluları cezasız bırakma... Ne kadar tanıdık değil mi?



80'li yıllar İtalya'sından hafızamıza yerleşen bir görüntü. 
Aldo Moro hadisesi.

Michael Dibdin İtalyan politik hayatını adeta özetleyen bir kavramı kitaba isim olarak vermiş.
Her şeyin üzerinde bir kral. 

"Fare  Kral"

Kitabın en büyük başarılarından biri  "Fare  Kral" metaforunun, düzenin yenilmezliğinbir çırpıda anlamamıza yardımcı olması.



Michael Dibdin
Michael Dibdin 


Yazar Michael Dibdin "Aurelio Zen" serisinin ilk kitabı olan "Fare Kral" ile yılın en iyi suç romanına verilen "Altın Hançer"  ödülünü almış.

Kitap Labirent Yayınları'ndan çıkmış. Yayınevi polisiye severler için önemli işler yapıyor. Polisiye - Edebiyat türünde daha önce çevrilmemiş olan kitapları dilimize çeviriyor, Osmanlıca polisiyeleri yeniden basıyorlar. Ben S.S. Vine DineDoğan Hızlan'da okuyup satın almıştım. Gerisi Dibdin ile geldi. Daha da epey okuyacağım gibi görünüyor.

Şahsen ismi " Milli Cinayat Koleksiyonu" olan bir kitap okunmayacaksa polisiye sevmenin manası nedir diye sormak gerek.

Ah bir de unutmadan  geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Zuhal Kuyaş'ın kitaplarını uzun yıllar sonra ilk defa basmışlar ki bu ilhamlı yazarı okumak şart tabi.

Labirent Yayınları'nın linki için buradan
http://labirentyayinlari.com/index.php

Unutmadan kitabın incelikli çevirisini Seda Çıngay yapmış. 

Şimdi her zamanki gibi gibi Michael Dibdin'in "Fare Kral"ı eşliğinde kendi küçük Umbria turumuzu yapalım.


 "Kim Oynasın" bölümümüz eksik olacak zira "Zen" serisi BBC tarafından uyarlandı ve dedektif "Zen"i Rufus Sewell oynadı.

Rufus Sewell
Rufus Sewell - Aurelio Zen



 Umbria sokaklarında düşünerek dolaşan Aurelio Zen'i hayal edelim.
Baba Miletti'yi kim kaçırdı?






Şehrin ileri gelenleri Zen'in ağzını yoklamak için kahve içerken bu kafe de oturmuş olsun.


Çikolatasıyla ünlü olan Umbria'da Ekim ayında  "Çikolata Festivali" düzenleniyor. En ünlü çikolatalarının ismi "il Bacio" "öpücük".






Umbria'nın geleneksel  Jazz Festivali her sene Temmuz ayında dünyaca ünlü müzisyenleri ağırlıyor.




Umbrialılar festivalleri  için  o denli güzel afişler hazırlamışlar ki birden fazla örnek vermek 
gerekti.












Geçmiş yıllar Umbria'sına bir bakış.








Geleneksel İtalyan ailesi denince şüphesiz akla ilk gelen aile Milettiler olmasa gerek.



Hayır Milettiler değil!
Sadece bir Dolce Gabbana personası.





Geçmişten bir İtalyan aile rüyası, olmasını hayal ettiğimiz gibi.




El yapımı bir taglietelle olmadan İtalya'yı anlamak neredeyse imkansız gibi.



Kitaptaki hangi karakter bu şahaneleri giyer? Belki zavallı Cinzia!


Umbria Jazz Festival - Tito Puente




 Tito Puente (1923 -2000) Porto Riko asıllı ve Latin müziğinin kralı olarak tanınıyor. Festival için geldiği Umbria konserinden böyle bir anı kalmış.


12 yorum:

  1. oleeey oleey gelcem yine süpeersin :)bi de baksana bi ara bi marcello mastreonni postu yapınsanaaa :) çok sevirem de. bi de son filmi var portekizde ah ah :) gelcem yine şimdi medcezir izliyom :)

    YanıtlaSil
  2. Hoş geldinn, beğendin demek.))
    Marcello Mastreonni yaparız, kolay:)) O filmi bilemedim, Portekiz:))
    Senin Chance syredildi ama çok iyiyidi.

    YanıtlaSil
  3. çens müthiş güzel. son filmi portekizde geçiyo işteee :) p ile başlıyodu adı :)

    YanıtlaSil
  4. Adı Peccato Che Sia Una Canaglia olmasın?

    YanıtlaSil
  5. pereira idi adı ya yanılmıyorsam. sölediğin filmi bilmiyom bakıyim. :) zen yazının yarısına kadar çok sırıttım sonra da yine kültür gurmeliği kısmısı geldi. herşey iyi güzel de çikolata öpücük ha. baigo, fransızca da baisser zaten. ah ah. peruggia. zaten aklıma geldi. bi sicilya gezisi düşünüyom zaten. şu mafya havasını koklamak için bi de rimini fellini için bi de bu eklendi şimdi. çikolata yeter bence. ah aklıma geldi. brugges'e gittim. bütün şehir waffle kokuyiiii :))))

    YanıtlaSil
  6. Deep, gerçek kültür gurmesi kimmiş bakıyim? Sicilya gezisi ohhh, fondaki müziği duyar gibiyim, Rimini Fellini demek, gece hayatı demek diyolla:)
    Ah Brugges'dan çikolata ama bir de dantel seçmek, çok kla dantel anglezi.
    Zen'i beğendin demek?

    YanıtlaSil
  7. rehber! :)

    ne güzel! :)

    kültürel post'ları, paylaşımları, yazıları seviyorum. :)

    kafa dergi'ye de şiddetle ve hemen bekliyorum efendim... :)

    YanıtlaSil
  8. Kafa Dergi'ye helirim tabi, Deep'in orada görüyordum . Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. kabalcı alkım. beşiktaş ta da var onlar. her dağıtımcı ile çalışmıyolar. pandora mephisto filan getiriyor. sipariş vermek lazım. ankarada dost da getirir.

    YanıtlaSil
  10. Beşiktaş Kabalcı ve Alkım'da yok deep. Mephisto'ya bakarım. Sağolasın.

    YanıtlaSil
  11. moonrise kingdom, 2010'larda en sevdiğim film yaaa. bak aynı yönetmenin yeni filmi büyük budapeşte otelini de kaçırmaa. bir de "düşler diyarı" ve "kitap hırsızı" (önce kitabını sonra filmini) veeee izlemediysen benceee 2000'lerin en iyi filmi düşüş (the fall) ah ah sanat ah :)

    YanıtlaSil
  12. celil oker değil. o remzi ünal polisiyelerini yazan. en son da "ateş etme istanbul"u yazmıştı. bu ise hop çiki ya ya polisiyeleri. yazarı ise mehmet murat somer :)

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts