Neden Giydiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neden Giydiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2013 Salı

Leyla Trabelsi / Tunus Benim Sanmıştım !



Giyim, kuşam, saç, baş, makyaj kısacası tarz dediğimiz şey karşımızda ki kişi hakkında bize ne derece fikir verebilir, o kişinin kodlarını bu şifrelerle ne kadar doğru çözebiliriz? Bütün bu özellikler bu kişiyi doğru okumak için ipuçları barındırır mı? 

Bazen şöyle oluyor, bir kişiyi tarzı açısından beğeniyoruz, olumlu anlamda benimsiyoruz, eh kendimize yakın da hissediyoruz. Ama  bir de ne görelim, o kişi tarzının bize yansıttığı kişi değilmiş.
Şimdi aşağıda çizeceğim kadın portresini bu açıdan okumanızı arzu ederim.
Giyim, kuşam, saç, baş hikayeleri ve yanılgılar üzerinden!

Hikayemizin ana kişisi Leyla Trabelsi. Tunus'un devrik lideri Zeynelabidin Bin Ali'nin eşi.


Leyla : "ne yaptıysam halkım için"


Tunus'u yirmi üç yıl boyunca canlarının istediği gibi yöneten Zeynelabidin Bin Ali ve karısı Leyla Trabelsi'nin  öyküsü ibretlik.

Asıl mesleği kuaförlük olan Leyla Trabelsi (Trablusi),1987'de bir darbe ile iktidarı ele geçiren Zeynelabidin Bin Ali (bundan böyle Zeynelabidin diye anılacaktır) ile tanıştığında eline nasıl bir fırsat geçtiğini, bu fırsatla ileri ki hayatında ne tür entrikalar çevirebileceğini muhtemelen hissetmiştir.

Bu kadınlar böyledirler, gücün, paranın ve kendi ihtiraslarına merdiven olacak o beyinsiz erkeğin kokusunu hemen alırlar. Bu kural bir kez altı çizilerek belirtildikten sonra şu pespaye hikayeye şaşırırsak yuh olsun bizlere!



Çok seviyorum Leylaa!


Tanışmalarının ardından bir süre beraber yaşayan Zeynelabidin ve Leyla birbirlerinin yeteneklerini çok çabuk keşfetmiş olmalılar; kadın hırsızlık, kayırmacılık, akrabacılık (nepotizm), gösterişçilik  üzerine çalışırken adam istihbarat, işkence, baskı rejimi gibi konularda uzmanlaşıyor ve arada birbirlerinin konusunu çalışıyorlardı.

 Bu arada Leyla’nın evlenmelerine karşı çıkan Zeynelabidin’in iki arkadaşını öldürttüğü, otuz yıl boyunca polis şefliğini üstlenen yakın arkadaşı Ali Şeriati (aynı isimdeki diğer Ali Şeriati için ne hazin benzerlik) ile epey karanlık işler karıştırdığı ve Mossad için çalıştığı da söylentiler arasında.


Haza hanımefendi Leyla



Sonrasında şartlar da yayla gibi müsait olunca Leyla ve Zeynelabidin’in hırsızlık ve baskı şebekesi örümcek ağı gibi Tunus’u sarmıştır. Artık yağma, vurgun, rüşvet ve adam kayırmaca sıradan olaylar sayılmakta, Trabelsi  ailesinin egemenliği her alanda hüküm sürmektedir. Leyla’nın zeka ve karakter bakımından diplerde sürünen ama hırs ve aç gözlülükte sınır tanımayan on kardeşi, çekirge sürüsü gibi yeğenleri, onların damatları… Gittikçe genişleyen halkalardan oluşan akraba sürüsü artık Tunus’un bünyesine kene gibi yapışmıştır.


Halkı için çalışan Leyla





Bu arada aile işin doğası gereği uygun ittifaklar yapmakta kızlar ülkenin ileri gelen aileleri ile evlendirilmekte, damatlar iş bilir hanelerden seçilmektedir.

Git gide para gani, komisyon duruma göre yüzde yetmiştir. Para aktıkça akmakta ama göz doymamakta, karlı görülen her işletmeye yancı olunmaktadır. Bilenler ülkeler bazında böylesi çapta bir hırsızlık ve suistimalin  görülmemiş olduğunu, Bin Ali, Trabelsi  ve damatları olan Materi ailelerinin Tunus ekonomisinin yüzde otuz beşini kontrol ettiğini söylüyor. Bankacılık, tekstil, otomotiv sanayi, inşaat sektörü yetmezmiş gibi yerel marketlere bile hissedar olma açgözlülüğü, Leyla’cığımın histeriye varan lüks merakı ile birleşip, işsizlik, yoksulluk ve baskı üzerine tuz biber olunca o isyan etmez sanılan Tunus adamı kendini ateşe atar.

Şimdi Leylagillerden başka bir  karaktere geçiyoruz.

Adı Muhammed Buazizi; Sidi Buzid kentinde doğmuş, yetim, yoksul ve okutmak zorunda olduğu kardeşleri, bakmak zorunda olduğu bir ailesi var. Kendisi seyyar satıcıdır.

 O gün aslında her zaman olduğu gibi zabıtalara yakalanmış. Zabıtaların derdi rüşvet almak, veremeyeni sıkıştırmak. Dayısı zabıtalarla anlaşıyor ama içlerinden bir tanesi ki ismi Faide, daha fazlasını istiyor ve Muhammed’in tezgahına el koyuyor. Muhammed’in arabasında arkadaşından ödünç aldığı ve canından fazla değer verdiği elektronik bir baskülü var, ille de onu vermeyecek, derken kapışırlar. Zabıta Muhammed’e tokat atar, yüzüne tükürür. Herkesin içinde!
Ah Muhammed! Herkesin gözü önünde utancından yerin dibine geçmiş cevap veremediği için kahrolmuştur.

Sonrasında Muhammed defalarca yetkili makamlarla konuşmaya, derdini anlatmaya, şikayetini dinletmeye çalışır. Ama bin yıldır sağır olmaya alışkın bir kulak bir günde duyacak değildir elbette.

 Artık Muhammed’e düşen yanmaktır. Birdenbire, cayır cayır, tüm varlığı, öfkesi ve bedeni ile.
Şehrin göbeğinde  kendini ateşe verir Muhammed.





Sidi Buzid kenti ayağa kalkar, cenazesine 5 bin kişi katılır. Buaziz oğullarından Muhammed artık başkaldırının, insan onurunun bayrağı olmuştur.

Muhammed ölür, testi taşar. Ilıman , munis, hayatta başkaldırmaz diye bilinen Tunus insanı asla yapamaz denilen şeyi  yapar, başkaldırır.


Muhammed Buazizi'nin Annnesi






Bizim gözlerimiz yaşarır, ancak bunu yapabiliriz. Çok çok Muhammed yanarken televizyonumuzun sesini biraz daha açarız.

Muhammed’in ateşi Mısır, Tunus, Libya’yı yakarak daha çok uzaklara doğru yayılacaktır.
Ey okuyucu inan bana bu konuda kum kadar çok söyleyecek söz, uzun uzun anlatacak sürüyle mevzu var; Leyla ve Zeynelabidin’i islamın aydınlık ve çağdaş yüzü diye tanımlayıp korkunç rejimlerine göz yuman batılı dostları en başta olmak üzere.

Ancak yazar basit bir blogger olduğunu ve ana temasının stil, bakım, güzellik gibi fani konuları içerdiğini unutmadan kendisinin merakını uyandıran esas meseleye demir atıyor.

Leyla Bin Ali Trabelsi, ’’Kartaca Kraliçesi’’ diye anılan ancak bu fakire sorsanız başka bir çok  korkunç nitelendirmenin yanında ancak ‘’Entrikalar Sultanı’’ sıfatını hak eden bu kadının yüzüne bakmak ve yaptıklarını neden yapabildiğini, onları yaparken kullandığı tüm o hayat tarzı elemanlarının işlevini (makyajı, giyimi, kuşamı, süsü püsü vs.) anlamak istiyor.

Aslında bütün bunları anlamaya çalışırken kendi yanlış algısı ile ilgili bir gerçeği fark ediyor. Bütün o Leyla resimlerine  bakarken bu dikta kumrusunun daha zevk fakiri, işte ne bileyim daha kokoş, rüküş falan olması gerektiği kanısına  kapılıyor. Sanki  giyim, kuşam , saç baş hikayelerinin doğru seçilmiş olması  o kişinin hayatın diğer alanlarında dangalak olmasını engellermiş gibi.







Bu konu üzerine uzun uzun düşünülecek diyerek Leyla konusuna devam ediyoruz.

 Aslında ne yazık ki Leyla Hanım’a şöyle tarafsızca baktığımızda  hiçte fena görünmediğini itiraf etmek zorundayız. Belki de kuaför geçmişi saçına başına bakmasına, bu işlerden biraz olsun anlamasına neden olmuş olabilir. Ortadoğulu kadınlarda sıkça rastladığımız bir merak olan kaşlarda dövme, eh dozunda sayılabilecek daha çok yetmişlerin kahve tonlarının kullanıldığı bir makyaj, yahu pek de kötü durmayan "çağdaş" kıyafetleri,  yerli yerinde kullanılan  ağırbaşlı inciler ve tüm bu çerçeveye eşlik eden gayet oturaklı bir ‘’haza hanımefendi’’ hali.

Ama asıl o kararlılık, o sanki doğuştan asilmiş de duruşu, o aslında "şu civarda gördüğünüz her şey benim ve hepinizin canına okuyacağım" bakışları.

Devlet gibi kadın Leyla



Leylamız kamusal alanda, diyelim ki fotoğraf ve görüntü verirken, ya da yabancı misafirlerini ağırlarken düpedüz  oynuyor, hem de ne oynamak, adeta döktürüyor. O ağır abla halleri, vakur ve edalı yürüyüşü, başını yavaşça çevirerek gözlerini ufka dikmesi.

Ama günlük hayatta ki gerçek Leyla çürük diş gibi sırıtıyor. Daha çok video görüntülerinden anlıyoruz ki Leylagiller aslında sürekli bir cümbür cemaat, harala gürele durumu, ipe sapa gelmez muhabbetler cıvıldaması, kaba saba yeme içme halleri, özenti hareketlerle bir kakara kikirinin tavan yapmış hali. Özel hayatında asıl  ilginç olan ise yine yüzündeki ifade; şen şakrak, zevkten iri açılmış küçük çocuk bakışları, "hadi bakalım sırada ne var, şimdi ne muziplik olacak, hadi bekliyorum amaa" diyerekten, sevinçten yerinde duramama, bir o yana bir bu yana seğirtme halleri.




Leylalar Washington'da

Şimdi şu fotoğrafa bakın ve Leyla’yı merkez bankasının kapısına dayanarak  külçe külçe altınları (bir buçuk ton altın kaçırdığı tahmin ediliyor)  özel uçağıyla İsviçre kasalarına istif ederken hayal edin. Siz daha hayal ede durun kendisi bunu yaptı bile.



Leyla'yı "çık altınları başkan" derken hayal edin





Leylaların yaşam biçimine dair diğer kardeş diktatör hikayelerine epey benzer öğeler mevcut; sarayda kaplan beslemeler (mubarek kaplan da günde dört tavuk yiyormuş, hangi birine şaşarsın), kara büyü için Senegallerden büyücüler getirtip evde kertenkele yakmalar ( bu bilgi emektar uşak sallaması olabilir zira eski hizmetkarın anıların epey yüklü  bir  miktara Fransız yayın evine sattığı söyleniyor, ama bir yandan olmayacak işte değil hani), Fransalardan uçakla tatlı getirtmeler.


Leyla'nın lüzumsuz süs eşyaları



Lüks düşkünlüğü hep aynı (of of çok sıkıcı) Cadillac, Bentley, Lamborghini arabalar, korkunç kürk mantolar,altın kaplama şahin gibi anlamsız süs eşyaşları,  İmelda Marcos'tan vasiyet kaknem ayakkabı mezarlığı, lüks süitlere doyamamalar, parmaklara on milyon dolarlar takıştırmalar, limuzinlerin biri gitsin biri gelsin, aman sabahlar olmasın. İşte hep aynı hikaye...


Kokoş ayakkabılar


Şimdi bu fotoğrafa bakın ve Leyla’yı Tunus’ta kalmak için direnen kocasına  “bin şu uçağa seni geri zekalı” derken hayal edin.


Leyla ve Zeynelabidin mutlu çift



   

Halk ayaklanması ile devrilen ilk Arap diktatör sıfatını alınlarının teri ile kazanan Leyla ve Zeynelabidin artık Tunus’tan kaçmaktadır, uçağın burnunu Paris’ten yana çevirirler, ama oda ne!  Kadim dostları, beraber yiyip içtikleri Sarkozygiller "başka kapıya" havasındadırlar. İtalya, Malta derken Leylagiller gide gide en sonunda nereye konar dersiniz. Yıllarca ‘’ ayol bizim sizlerle ne alakamız var gayet tabii ki ayrı dünyaların insanlarıyız’’ diyerek uzak durmak için çok özen gösterdikleri Suudi Arabistan’a!


‘’Gerekirse Tunus'u yakarım’’





Artık Suud’ların insafına kalan Leyla’mız en vurguncu ve en sevdiği yeğenlerinden biri olan İmad Trabelsi’nin öldürüleceğini anlayınca  Tunus’lu bir işadamını gizlice arayarak tehditler savurmaya devam eder.
Çünkü Tunus hanımefendinin babasının malıydı!


İmad Trabelsi kıyafet balosunda


İmad Trabelsi ölüme giden yol



Ama Leyla İmad Trabelsi’nin öldürülmesine, malikanesinin yağmalanmasına engel olamaz. 
Şimdi bunalımda olduğu söylenen ( koskoca Leyla, olacak iş değil duy da inanma ) eskinin "Kartaca Kraliçesi" şimdi artık kafese tıkılmış bir kaplan.
Süreç nasıl işleyecek hep birlikte göreceğiz. Ancak bütün o kaçırdığı varlıklarla epey bir idare edeceğini varsayabiliriz.
Ama gelecek günlerin  Leylagiller için nasıl işleyeceğini kim bilebilir?


8 Mart 2013 Cuma

Pantolonum olmadan asla!


Pantolon dosyasını Vatan gazetesinin Pazar ekinde görmesem sevgili  pantolonuma methiyeler düzeceğim aklıma bile gelmezdi.  





Yasak kaldıran kadın Najat Valllaud Belkacem


Fransız parlamentosunda Fransız Devrimi ile başlayan ve 200 yıllık geçmişi olan pantolon yasağı Kadın Hakları Bakanı Najat Valllaud Belkacem sayesinde hukuki olarak kalkmış. (Najat Hanım'ın fıstıklığına ayrıca dikkat çekiyorum.) 
Sanırım kadın politikacılar zaten yasağı iplemiyor, pantolonlarını çekip parlamentoya geliyordu.


Pantolonlu Coco Chanel


Fransa'da pantolonun gündelik hayata girmesini kolaylaştıran bir başka öncü Coco Chanel.


Coco Chanel kadın giyiminde "küçük siyah elbise" ile yaptığı öncülüğü ilk kadın pantolonunu tasarlayarak devam ettirdi. Kuşkusuz Coco asıl devrimi, kadını belli bir alana hapsetmek isteyen toplumsal  zihniyete karşı yapmıştı.


Aslında pantolonu kadınlar için vazgeçilmez kılan ''üzerine çekivermek'' tanımında gizli.Estetik açıdan yok maskülendi, yok şuydu yok buydu bir yana bırakalım, çalışma hayatı, çarşı pazar, çocuklar, ev işleri denen hengamede en rahat ve güvenli giysi pantolonumuz.

Pantolonunla amuda bile kalksan belin, sırtın bacağın görünmez, üst parça seçimine göre hatları stabil gösterir, belli bir şekil tutturur gidersin.






Şalvar tipi pantolonlar gündelik hayatta rahatlığı nedeni ile tercih ediliyor


Kadın giyiminde pantolona karşı  muhafazakar kesimin çekincesi nedir, pantolonun günah ya da yasak olarak nitelendirilmesinin mantıklı gerekçeleri nelerdir diye bakınca kadın ve erkek giyiminin birbirine benzememesi, ayrıştırılması ihtiyacı olduğunu görüyorsunuz.

Ben bu konularda dindarlar ne düşünüyor diye merak ettiğimde bakalım o ne demiş diye baktığım bir kaç  merci var.


Bunlardan biri Ahmet Şahin ki kendi  camiasında saygı gören bir din adamı. Başkaları da vardır kuşkusuz ama ben ona bir göz attım.



Benim anladığım Ahmet Şahin pantolon meselesini kadın ve erkek cinsinin giyimleri açısından karşı cinse benzememesi ve tesettür bakımından değerlendiriyor. Yine kendisi aynı yazıda pantolonun artık sadece erkek giysisi sayılamayacağını dolayısı ile cinsiyet karışımının söz konusu olamayacağını, tesettür bakımından ise kriterin vücut hatlarını örtüp örtmediğine bakarak anlaşılabileceğini ileri sürüyor ve bu ölçülere uyulduğunda pantolonun  yasak olması  gerektiği tezini çürüterek  kendi ölçülerinde pantolonu temize çıkarıyor.









              Tesettürlü kadınların pantolon ve türevlerini tercih etmesi gittikçe yaygınlaşıyor




Pantolon etek





Diğer yandan hem ülkemizde hem de diğer doğu toplumlarında pantolonun kadın giyimi olarak kabul görmesinin  Batı ülkelerinden çok daha zorlu bir süreç olarak yaşandığı aşikar. 


Genç kızların mutlak itaat bekleyen babalarının ve hastalık derecesinde kıskanç ağabeylerinin gözlerini alıştırmak için  seneler süren bir pantolon etek antremanının ardından yavaşça pantalona geçiş yaptıkları artık şehir efsanesi demeyeyim de nerede ise bir anadolu efsanesidir


Pantolon mücadelesi aynen bu şekilde yaşanmış olup, kadınlar pantolon giyme özgürlüğüne kavuşabilmek için dişe diş mücadele vermişlerdir.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts