26 Aralık 2013 Perşembe

Issızlığın Ortasında -Bir Kanada Westerni


İlk sayfada olur ne olursa zaten. 
Ya tamam dersin ya da biraz daha şans verirsin. Yine öyle oldu, daha ilk sayfada Bayan Ross'un "ben dili" anlatımından  etkilendim ve kitaba doğru bakıp "ooo derinsin sen" diye mırıldandım. Bir anlatının başarısı neyle ölçülür? Yazarı, basımcısı, okuru tarafından verilecek çok çeşitli cevapları vardır mutlaka bu sorunun. Bir okur olarak benim için tekrar okuma isteği duymak önemli bir kriter. Okuduğunuz kitap bittiğinde hadi baştan bir kez daha okuyayım diyorsanız kitap olmuştur derim ben. "Issızlığın Ortasında" bitti ve ben kendimi tekrar okuma isteği duyarken buldum. Okumadım ama tekrar "elden geçirdim" diyelim. 


The Tenderness Of Wolves -Issızlığın Ortasında

Bu arada kitap 2006 yılında Costa Kitap Ödülünü kazanmış. 


Mevzumuz karlı bir mevsimde çetin bir coğrafyada geçiyor, yıl 1867'dir. Kanada'nın kuzeyinde Georgia körfezinin adını kendilerinin koyduğu Dove nehrinin kıyısında yaşayan kuzey İskoçya'dan sürgün edilmiş Yankee ve İskoçlardan oluşan 150 kişilik bir öncü topluluk... (laf aramızda bu "150 kişilik topluluk" fikri beni bazı açılardan cezbetti, zira bambaşka bir mecrada yaşanacak en ideal topluluğun 150 kişi civarında olabileceğini konuşuyorduk ya neyse.) 

İşte bu küçük toplulukta avcı Laurent Jammet kulübesinde öldürülmüş olarak bulunur, bulan kişi ise Bayan Ross'tur. Bayan Ross İngiliz-Kızılderili melezi ve iz sürücü Parker'le birlikte iki gündür ortada görünmeyen oğlunun izini sürmek üzere yola çıkar. Ve büyük takip başlar. Herkes birbirini hem takip edecek hem de sırtını kollayacaktır. 

Kimi oğlunun suçsuzluğunu kanıtlamak için, kimi Kızılderelilere ait bir yazı dili olduğunu ispatlayacak olan bir kemik parçasını bulmak için, kimi simsiyah tilki kürkleri için, kimi ... " 

Yargıç Knox'un dediği gibi : 
"İzlerı örtmek için mükemmel bir kar" 

Geçmişi meçhul, esrarengiz, neşeli, derbeder, duyarsız aynı zamanda kurt acvısı da olan Laurent Jammet, 
kraliçe havalı, feminist tavırlı, çevresi tarafından kibirli olarak adlandırılan bir Bayan Ross, 
sıkıcı Luteryen iyiliğinden kaçan gizli aşıklar Line ve Espen, 
adları bir korku sözcüğü gibi sessizce anılan kayıp Seton kızları, 
bir Kızılderili entelektüeli olan ve elinde ki bilgilerle başa çıkamayacağını anlayınca alkole sığınan Kahon'wes, 
medeni bir hayatta beyefendi olabilmek için çalışan ama sıra dışı ilgi alanları nedeni ile başaramayan iz sürücü, avukat ve güya arkeolog olan Bay Sturrock, 
İskoçya'dan yeni gelmiş ve Kanada kışını ve insanını anlamaya çalışan şirket görevlisi acemi çaylak David, 
adaleti uygulamak için bin bir seçenekle baş etmeye çalışan ve aynı zamanda yetişme çağında iki kızının gençlik sorunları dert eden sulh yargıcı Bay Knox, 
tekelci ve karanlık bir şirket olan Hudson Bay'ın karakollarında sırasını bekleyen hırslı elemanları, 
genç yaşında aşkın zorlu doğasını deneyimleyen yakışıklı genç oğlan Francis, 
Himmelvanger'da soğuktan donan yolculara sorgulamadan bademli kek ve kahve ikram eden küçük Norveçli "Luteryen" cemaat. 


Kanada, koloniler dönemi, ilk yerleşimciler



Kanada'nın meşhur siyah tilkisi


Bir siyah tilki gibi son Kızılderili


Kitabın yoğunlaştırılmış bir dili var, uzun, derin okumaları ters köşeleri sevenler için biçilmiş kaftan. Kahramanlar derinlikli, orijinal tipler; anlatıcı her bölümde değişiyor bazen birbirlerinin gözünden bazen ben diliyle bazen tanrı bakışı ile hikayelerini anlatıyorlar. Bu katmanlı yazım içinde birden çok kişisel öykü barındırıyor. Kitapla ilgili başka bir ayrıntıya da dikkat çekmek isterim; politik doğruculuk adına görmezden gelmek yok örneğin dullar dul gibi, oğlanlar oğlan gibi, aşka mecbur olanlar aşık gibi davranıyor. Macera, polisiye ne derseniz deyin sonuçta iyi edebiyat. A bir de "Issızlığın Ortasında" yı okurken aklıma sık sık "Hell On Wells" dizisi geldi, bizim kitap için bir nevi kar Westerni de diyebiliriz ki söyleşisinde bundan da söz ediyor Stef Penney.



Yazar Stef Penney felsefe, ilahiyat ve sinema eğitimi almış.

                                            Steff Penney ropörtaj The Guardian


İşte bunlar hep çok düşünmekten!



Ah bir de yazarımızın aşmaya çalıştığı bir "agorafobisi" var bildiğin dışarı çıkamıyor yani! Ama bunda şaşıracak bir şey yok neticede  sıra dışı insanlar, sıra dışı davranışlar geliştiriyor ve belki de yaratıcılıklarının bedeli bu!

Kitabın ortasından:
"Pek çok kişinin bildiği üzere çiftçilik servetinizi kaybetmenin, sağlığınızdan olmanın,ve neşenizi yok etmenin yavaş ve kesin yoludur"
s.15

Kim Oynasın?


Cate Blanchet Bayan Ross için mükemmel bir seçim olur!









29 Kasım 2013 Cuma

Kuzeyden Gelen Polisiye / Kar Melekleri

Bir kaç zamandır okuduğum kitapların epey bir bölümünü üye olduğum kütüphanelerden ödünç alıyorum. Hayatım iki şehir arasında geçiyor ve toplamda iki ayrı şehirde dört kütüphaneye üyeyim. Bu kütüphane sevdamın  bir çok nedeni var ve bu ayrı bir yazı konusu. Ancak belki de en önemli faktör kitap seçiminde kendi vizyonumun dışında ki seçenekleri görebiliyor olmam. Sürprizleri, sıradışı seçenekleri, başkalarının seçimleri, zorunlu okuma listeleri, müdavimleri. Bazılarının atmosferi yeter, Üsküdar'daki Şemsipaşa mesela bir senedir tadilatta nasıl özledim, Sakarya İl Halk Kütüphanesi ki güzel bir hikayesi var...
"Benim Kütüphanelerim" yazısı yazmak şart oldu sanırım.


Alexander Deineka, 'Young Woman Reading' (1934)


Malum sonbaharı atlattık, kışa girdik, bu havada ne gider ne gider? Şöyle güzel bir polisiye gider. Gerçi benim için polisiye her dem gider ayrı! Hele bir de İskandinav polisiyesine kim hayır diyebilir?


İskandinav polisiyesi "Kar Melekleri"




O halde sevgili kütüphanemin bizim için seçtiği skaladan seçimimizi yapıyor ve karlı, buzlu bir Finlandiya seyahatine kapılıp gidiyoruz. Mekanımız Finlandiya'nın en kuzeyi Laponya. -50 dereceyi bulan soğuk hava, kuzey ışıkları, ren geyikleri, saunalar, Husky'ler, kışları bahara kadar süren ve ahaliyi alkol manyağı yapan meşhur "kaamos" u yani iki haftalık "karanlık süre" si ile Lapland.





Ren Geyikleri





Kar battaniyelerinin ilham perisi Laponya






Laponya dağ evleri ve kulübeleri ile de meşhur


Şu yazımda
32. İstanbul Film Festivali - Ardında Kalanlar/Kuzeye Giden Yol Fin sinemasından güzel bir örnek olan "Kuzeye Giden Yol" filminden bahsetmiştim.
Laponya'ya doğru yolculuk eden bir baba oğul hikayesi. Filmde eşsiz manzaralar vardı. Ara  ara Digitürk Festival kanalında oynuyor.


O güzel kulübelerden biri


Yazarımız James Thompson ilk kitabı ile Edgar Allen Poe “En İyi İlk Roman” ödülü adayı olmuş. Serinin ilk kitabı  "Kar Melekleri" ardından "Şeytanın Gözyaşları"  ve "Beyaz Helsinki" diye devam ediyor. 


Kitabın yazarı James Thompson

Kitapta ki dedektifimizin "Kari Vaara", isminin anlamı ise "sert tehlike". Bir dedektif için bundan ala isim olur mu?  Kari zaten bir Amerikalı ile evlenerek
sessiz ve alttan bir ırkçılığın yaşandığı ülkesinde dile getirilmeyen bazı gerçeklerle yüzleşmektedir.
Bunun üzerine ülkenin tek siyahi sinema sanatçısı Sufia Elmi'nin  tatilini geçirdiği Lapland'da korkunç bir şekilde  öldürülmesiyle zorlu bir takibe girişmek zorunda kalır. Oldukça hareketli bir özel hayatı olan Sufi'nin  ajandası da oldukça kalabalıktır, ülkenin emniyet genel müdürü, Finladiya'nın jet seti, politikacılar... Ancak cinayetin en güçlü şüphelisinin eski karısının sevgilisi çıkması yetmezmiş gibi, tehlike okları hep en yakınlarını göstermektedir.

Kuzey polisiyesinin  kendine has bir karakteri, onları özel yapan bir aurası var. Amerikan polisiyesinin dolaylı psikopatlığı, Avrupa polisiyesinin  psikiyatrik karmaşıklığı yerine dolaysız insan suçunu ortaya çıkarıyor. İşi çok karmaşık "nasavari" laboratuvar sonuçlarına vardırmadan normal bir polis araştırmasını ellerindeki imkanlar neyse öyle yapıyor, babadan kalma yöntemleri güzelce kullanıyorlar. Suçlu veritabanları, oldukça düşük bütçeli normal otopsiler yaptıkları normal adli tıp kurumları var. Üstelik kahramanları çok sıradan ancak öngörülemez.

"Kar Melekleri" elbette bir polisiye ancak bize Laponya özelinde Finlandiya'nın ama aslında tüm Kuzey'in açık açık dertlerini anlatıyor. Özele saygı gibi görünen ama aslında içe dönük insan yapılarının, iletişimsizliklerinin ipuçları. Özellikle kadına dönük içeril şiddet yaygın. 

Kitabın sonunda çareyi Helsinki'ye atanmakta bulan Müfettiş "Kari Vaara" ve küçük bir kültür şoku yaşayan Amerikalı karısı daha epey bir iş yapar gibime geliyor. "Beyaz Helsinki" "Helsinki White", denk gelirsek okuruz diyelim.


Kitabın Ortasından:





Kim Oynasın?
Tyra Banks


Diğer kahramanları bilmem ama kitapta güzel gözlü Sufia Elmi'nin adı geçtikçe aklıma Tyra Banks
geldi.




21 Eylül 2013 Cumartesi

Görgü Tanığı İncir / Bir İncir Muhayyilesi

Olan oldu, hafızada yerini aldı, kaçış yok; artık kocaman yaprakları, balından patlamış meyveleri ve ayrıksı kokusu ile nerede bir incir ağacı karşıma çıksa bu kitap hatırlanacak.


Çünkü zavallı Dora'nın ölümü ile ilgili yegane ipucu en son yediği yiyecek olan incir. Dolayısı ile incir  en önemli görgü tanığımız. Kitapta incir tarihi, çeşitleri, göndermeli anlamları olmak üzere çok ayrıntılı anlatılmış.




Sakin bir anlatım, ona eşlik eden iyi edebiyat. Yıl 1910, tıp, kriminoloji, endokrinoloji, psikoloji gibi bilim dallarında yenilikçi yaklaşımların denendiği, fotoğrafçılık, haberleşme gibi alanlarda çığır açan buluşların yapıldığı Viyana'yı seyrediyoruz. Özellikle seyrediyoruz diyorum çünkü kitap kesinlikle görsel algımızı kışkırtıyor.



 Henüz on sekiz yaşında bir genç kız olan Dora'yı kimin öldürdüğünü bulmaya çalışan kriminoloji meraklısı polis müfettişi ve onun eski inançlara, büyülere inanan karısı Erszébet. Aslında karı koca birbirlerine paralel bir soruşturma yürütüyorlar. Ülkesi Macaristan'da tüm kocakarı hikayelerini, korkunç büyüleri, söylenceleri, halk doğa bilimini öğrenerek yetişen çetin ceviz Erszébet'in gelişmiş içgüdüleri ve çeşitli sanatsal yetenekleri var. Söz gelimi ne zaman kar yağacağını anlamak için bir kaz kesip göğsünün rengine bakıyor, tarotu konuşturuyor. Ona yardım eden meraklı İngiliz mürebbiye Wally ile birlikte kocasının hep bir adım önünde.




Diyelim ki "Dora"


Bu iki meraklı ve  kafadar kadın Dora'nın ölümünü araştırmak üzere bazen bisikletle, bazen tramvayla, kah "Fiaker" denen atlı Avusturya arabalarıyla bize Viyana'larını gezdiriyorlar, Doğa Tarihi veya Endüstri Müzesi'nde kocaman siyah tilki kürklerinin içinde buluşarak araştırmalar yapıyor,  şık bir cafede "Kapunizer ve erik reçeli ile sunulan Böhmische Dalken veya sütlü çörek" eşliğinde ipuçlarını değerlendiriyorlar.

Aslında kitapta sık sık Avusturya mutfak tarihinden tatlılar, turtalar, çörekler boy gösteriyor. 


Bohemya mutfağından erik ezmeli "Buchteln"


Kaynak için:



Dönemin kadınlar hakkında ki Freudyen söylemi olan "histerik" sözcüğünü sık sık duyuyoruz. Aslında kitabın üzerinde Freud'un ruhu geziniyor zira meşhur "Dora vakası"  Freud'un histeri, ruhçözümü, düşler ve ruhsal tedavi, öedipal çözümleme gibi yaklaşımlarını test ettiği çok meşhur bir vaka.  Freud'un takma adla " Dora " ismini verdiği kızla ilgili "Olgu Öyküleri 1 "Dora ve Küçük Hans" isimli bir kitabı var.


Sigmund Freud



"Görgü Tanığı İncir"in bir başka özelliği kitabın yazarının uzman olduğu konular olan sanat, güzellik ve giyim kuşam üzerine hissettirmeden yaptığı göndermelerin bu kitapta müfettişin karısı "Erszébet" ile simgeleşmiş olması.




Kitabın sakin bir dili var ancak kesinlikle rutin değil. Olayın aydınlatılması için müfettiş ve karısı arasında ki hem fiziksel hem de psikolojik rekabet gerilimi had  safhaya çıkarıyor. İyi polisiye, iyi edebiyat.


Kitabın yazarı Jody Shıelds ilginç bir yazar, sanat dalında  üst lisans yapmış, gravürleri MOMA'da yer almış. New York Tımes Magazine gibi dergilerde editörlüğün yanı sıra "Parıldayanlar: Kostümlere işlenen Mücevherlerin Işıltısı" ve "Şapkalar: Bir Moda Tarihi ve Koleksiyoncusu Rehberi" gibi kitapları var.

Jody Shıelds

2000 yılında yayınladığı ilk romanı "Görgü Tanığı İncir" ile büyük sükse yapan yazarın 2006 yılında yayınlanan "The Crimson Portrait" (Kızıl Portre) isminde bir başka kitabı daha var ki okumak isterim.


Kİtabın Ortası'ndan dersek eğer:




Kim Oynasın?

Karlı ve tarihsel profili ile Viyana, sis, mutfak kareleri, sanatsal göndermeleri ile "Görgü Tanığı İncir" görsel hale getirmek için çok uygun. Eğer gerçekleşirse müfettişi bilmem ama o gizemli "Erszébet" i Helena Bonham Carter oynasın derim. 

Sıradışı, tekinsiz ve gizemli.


Helena Bonham Carter - "Erszébet"

29 Ağustos 2013 Perşembe

Mürdüm Erikli Tart / Boğaz Aşkına! / Bütün Güzel Mürdümler

Yaz meyveleri "ne duruyorsun tam zamanım, beni al, benden bir şeyler yap, durma işte yap yap!" diye bekleşiyor. Gerek mis kokulu şeftaliler olsun, gerek mor renkli mürdüm erikleri olsun, meyve mi sebze mi olduğu belli olmayan domatesler olsun "ay bi kadın olun da bizden güzel şeyler yapın yahu" diyerek söyleniyor.

Bir de bizim evin prenslerinden biri esspanyola'ya, diğeri güney sahilleri ve ardından aylarca iç Anadolu civarında konuşlanacak olduklarından kendi kendime dedim ki "rehber kalk, Strindberg  şimdi senin neyine onu boş otururken okursun, yakın zamanda ne bu meyveleri, ne de "akşama ne yemek var, peki şimdi tatlı olarak ne yiyeceğiz?" diyen genç oburları bulursun" dedim. Zaten oldum bittim tartoletler, meyve tatlıları ile aram iyidir.






Aslında aklımda boşnak bir arkadaşımın mürdüm eriği tatlısı vardı. Basit bir tatlı, tereyağla fırınlanıyor. Ama  işte nete bir bakayım deme gafletinde bulununca  Cafe Fernando'nun müthiş "kırmızı erikli tart" tarifini gördüm.  Cafe Fernendo - Kırmızı Erikli Tart 
E, zaten bu bloğun sahibi bir nevi sanatçı, tarif tabi ki çok iyiydi ancak sahibi mükemmeliyetçi bir insan olduğundan çok da ayrıntılıydı.

Biraz daha bakınınca bu şahane bloğa rastladım.


Görür görmez de nitelikli tarifler barındıran hikayeli bir yemek bloğu olduğunu anladım. Sahibesi önce tekstil sonra mutfak işi yapan hoş bir hanım. Teknikleri baymadan ince, dünya mutfağından haberdar, yerel malzemelerle içli dışlı bu bloğu takip edeceğim. Kabaklı bir tarifi gözüme kestirdim şimdiden.

Sonuç olarak tarifi uyguladım, benim aceleciliğimden kaynaklanan bazı aksamalar olmadı değil gerçi,  
tüm malzemeleri soğuttuğum halde hamuru açma aşamasında sıcak havadan olsa gerek hamur yağlı kağıda yapıştı, tart tepsisine düzgün yerleştirmekte zorlandım. Bazı estetik sorunlarda oldu tabi; mürdüm eriklerini soyarken ellerim mora boyandı ki Pazar günü katılacağım iki düğün var ve mor ellerle gitmek pek sakil olacak! 




Neyse sonuç mükemmel oldu, tart hamuru incecik, meyvesi bol, şekeri az. Tarif için 

Boğaz aşkına! 

Elleri de limonla ovarız artık, maksat bizim prensler memnun kalsın!


Ama o da ne? Yahu biz güzellik, stil bl bla... bloğu değil miydik? Çerçeveyi hep böyle çizip, meseleyi buraya bağlamayacak mıydık? O halde gelsin bütün güzel mor şeyler!




Chelsa Skess - Mürdüm ruj



Mürdüm kız







Mor ayrıntı
Hasılı mor yiyin mor boyanın derim naçizane.

27 Ağustos 2013 Salı

Melba'nın Peşi Yani "Peşmelba" / Böyle Olur Sopranonun Tatlısı

Tatillere gidilmiş, tatillerden dönülmüştür. Rehberiniz boğazına kadar işe gömülmüştür.  Üstelik bir daha ki yaza kadar arz-ı endam etmeyecek olan meyvelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu blogda yemek tarifi vermeyi pek düşünmüyordum ama işte mevzu "Peşmelba" olunca yazmamak olmadı. Peşmelba yazın en güzel meyvelerinden biri olan şeftali ile yapılıyor. Mis kokulu, şahane lezzette, hafifçe sulu olan bu meyve  Avusturya'lı opera sanatçısı Nellie Melba'dan ilham alan ünlü şef Georges Auguste Escoffier (1846-1935) tarafından yaratılmış. Biri aşçıların üstadı, diğeri operanın kraliçesi. İsmi de buradan geliyor zaten "Nellie Melba, Peşmelba, Melba'nın şeftalisi".


Ünlü Avusturalya'lı soprana Nellie Melba 1861-1931 



Şimdi şeftali mevsimi, kaçtı kaçıyor, bitti bitiyor. Tatil dönüşü yoldan aldığım bir kasa şeftaliden, önce şeftali konservesi şimdi de peşmelba yaptım.
Her sene özellikle şeftaliden mutlaka yapmaya çalıştığım tatlılar var; peşmelba, erikli ve şeftalili crumble, şeftalili cobbler.



peşmelba tarifi
Bu da benim "Peşmelba"m

Klasik tarif dondurma, şeftali ve orman meyveli sostan oluşuyor, ancak ben bu kez farklı bir şey yapmak istedim. Dilimlediğim şeftalileri biraz tarçın, az nişasta ve şeker ile ateşte çevirdim. Krema, labne peyniri ve krem şantiyi birlikte çırptım, yulaflı bisküvileri ezdim. Hepsini sırayla kupa döşedim.



Bu güzel tatlıya ismini veren Nellie Melba'ya ve tatlının yaratıcısı büyük şef   Georges Auguste Escoffier'e vefa borcumuzu da onu şöyle bir anarak yerine getirmek isterim.

Böylelikle "peşmelba"nın tarihçesine de göz atmış oluruz.

Nellie Melba kimdir
Dönemin en gözde sopranolarından Nellie  Melba



Hikayemizin baş karakteri Nellie Londra'nın ünlü Covent Garden operasında sahne almaktadır ve ünlü şef  Georges Auguste Escoffier'ye kendisini dinlemesi için davetiye gönderir. Koca usta Escoffier'ye bu jestin altında kalır mı? Böyle pempe şeftalili, vanilya dondurmalı, ahududulu, buğulu buğulu bir tatlı kup yapar ve Nellie'ye ithaf eder.



Nellie Melba'dan aldığı ilhamla "Peşmelba" yı yapan büyük usta Escoffier.



Ünlü Şef  Georges Auguste Escoffier
Aşçıların kralı, ünlü şef   Georges Auguste Escoffier





Nellie Melba döneminde büyük bir soprano ve ünlü bir sanatçı ancak onu yine "peşmelba" ile hatırlıyor olmamız kaderin bir cilvesi olsa gerek.




Nellie Melba'yı sanatıyla da anmak boynumuzun borcu. 1905'te yapılan bu ses kaydında Nellie'nin dönem fotoğrafları var. Görmenizi isterim.


16 Ağustos 2013 Cuma

Saç Bakım Ürünleri -Lush R&B Krem / Loreal Mit Oil Yağ / Yves Rocher Nutrıtıon Besleyici Onarıcı Saç Maskesi

Piyasa da çok fazla çeşit ve içerikte saç bakım yağı var. Bu argan yağı furyası da cabası.

Alıyoruz deniyoruz mecbur.
Ben de kullandıklarımı yazayım dedim.

 Lush R&B Hair Moisturiser

Lush R&B Hair Moisturiser, saça iyice nüfus eden yağlı yapısı ve çok keskin kokusuyla son derece ağır bir saç bakım yağı. Kendi sitelerinde biçimlendirici olarak kategorize etmişler. O da doğru.
Kullanırken Gaugin'le beraber Tahiti'ye gitmiş kadar oldum, onlarla beraber saçlarımı yağladım. Yani öyle sanal seyahat ettirecek cinsten bir koku. Ama koku  gerçeklik hissini sağlamlaştırıyor.


Paul Gauguin Mango'lu Kadın


Rengi açık sarı, saç ıslakken uygulanıyor, saç kuruduğunda rengini de açıyor sanki.  Azıcık uyguluyorsunuz saça yediriyorsunuz. Biraz şekilde veriyor, acayip bir şey.

Lush R&B Hair Moisturiser Saç Biçimlendirici

Lush mağazalarından "tester"larını bulabilirsiniz, deneyin öyle alın derim.
Fiyatı 43 TL



Belli rutinlerle saç bakımı yapmak şart




Yves Rocher Nutrıtıon Besleyici Onarıcı Saç Maskesi

Benim saçıma yaramadı azizim! Islakken saça uygulayıp  bekletebildiğin kadar bekletiyorsun. Yani insan ıslak saçla öylece ne kadar bekleyebilir ki? Saçımda kırık yok ancak çok kuru. Bu kuruluğu gidermediği gibi sanki daha da çoğalttı.


Yves Rocher Besleyici Onarıcı Saç Maskesi

 Elektriklenme had safhada. Bir ürünü alıp yarım bırakmak bana çok ters bir şey, bu nedenle kullanmaya devam ettim ama olamadık kendisi ile. Öylece duruyor, yarayan birine versem bari bir işe yarar. Bu üründen memnun olan çok kişi var, bunu da belirtmiş olayım.


Loreal Mit Oil Yağ

Şişe ve altta ki fon uyumuna dikkat isterim!

Üzüm çekirdeği ve avakado yağı içeriyor.

Bildiğin saç yağı, cennetlik kokusu var. Saç nemliyken uygulanırsa daha güzel emiliyor. Kuru saçları nemlendiriyor, bakım yapıyor az bir şey şekil veriyor. Parlatıyor da. Fönden önce veya sonra sürüldüğünde sabitleme özelliği varmış ben denemedim. Bir numara değil belki ama hiçte fena değil.

Loreal satan kuaförümden satın almıştım.
Fiyat aralığı 50 - 60 tl arası.



13 Ağustos 2013 Salı

Kitabın Ortasından Nedir? / Yasemin Çongar

Siz kitap seçerken neye bakarsınız bilmiyorum.
Ben bir çok okuyucunun yaptığı gibi arka kapağına bakardım. Referans yazılarına, kitabın içeriğini  anlatan o kısa tanıtım yazısına. Ya da ilk cümlesine. Kafama yatarsa da alırdım.
Sonra bir gün  henüz Taraf'ta şahane edebiyat yazıları yazan Yasemin Çongar'ın (bugün nerede sahi?) bir yazısına denk geldim. Ah ama ne not etmişim, ne gününü tarihini hatırlıyorum bu yazının. Yasemin Çongar başka bir yerden mi alıntılamıştı yoksa kendi fikri miydi onu bile hatırlamıyorum.


Yasemin Çongar

Şöyle diyordu Çongar;  kitap alırken ne arka kapağına ne de girişine bakmalıymış, en objektif izlenimi ortasından rastgele bir sayfayı açıp okuyarak edinebilirmişiz.






 Bu yazıyı okuyan ben o gün bugündür kitap alırken ortasına bakmaya başladım, eğer beklentilerimi karşılayacak bir hava yakalamışsam tamamdır, alıyorum o kitabı. Bu yöntem gayet iyi işliyor çünkü.

Kitabın ortasında işler tıkırındadır, olaylar akmış, kişiler tanışmış, kavga gürültü bir yoluna girmiştir. Aslında en lezzetli yeridir.

İşte bloğumda, "Kitabın Ortasından" adını vererek oluşturduğum ve kitap tanıtımları yaptığım başlığın anlamı budur. Her kitap tanıtımımda, okuduğum kitabın ortasından bir alıntı yapmaya çalışıyorum ki tavsiye ettiğim kitapla ilgili bir fikir vermiş olayım.
Siz de deneyin, çok işe yarıyor.

6 Ağustos 2013 Salı

Jane Eyre / Küçük Yetim Feminist Kız ve İngiliz Fırfırları

Geçen televizyonda Jane Eyre oynuyordu. Ben yine işi gücü bırakıp, Mia Wasikowska'lı Michael Fassbender'li ikonastik  İngiliz ambiyansının peşine takıldım. Zira İngiliz edebiyatı özel ilgi alanım sayılır. Jane Austen olsun, Virginia Woolf gönlümüzde her zaman yer var kendilerine!

Film başladı, "işte kötü kuzen Jane'e eziyet ediyor, allah ne kötü yengesin sen bee, sonunda Jane'den hellallik almadan ölemiycen zaten, işte yetimhane, bak veremden ölecek bu kız , işte mürebbiye çıktı Jane, Bay Rochester'ın sırlarla dolu malikanesi gözüktü, kahya kadın gizliden sen kiiim onlar kiiim mesajı vererek ballandıra ballandıra Blanche Ingram'ı anlatır, her gece o korkunç sesler..."


Cary Fukunaga'nın çektiği film en başarılı Bronte uyarlamalarından biri sayılıyor.

Mia Wasikowska'lı Jane Eyre


Belli aralıklarla televizyon ve sinema uyarlamaları yapılan, genç yönetmenlerin "bir de ben ele atayım şuna hem ne biçim çekerim şekilli" diyerek çekmelere doyamadığı, çok çeşitli versiyonları olan Charlotte Bronte fenomeni Jane Eyre'n nice genç kızın aşk hayatını şekillendirdiği malum. Kitabın yaygın okuma sayıları göz önüne alındığında milyonlarca genç kız, derin derdini anlamak istediği bir Bay Rochester olduğunu varsaydığı yanlış adamların elinde ziyan olsa da biz yine sinemadan  modaya, edebiyattan günlük hayata birçok alana esin kaynağı olan ve Viktoryen ahlak anlayışına karşı duruşlarla bezenmiş dolu bu İngiliz fırfırına teslim olalım.


Charlotte Gainsbourg o ayrıksı ve hastalıklı ifadesi ile en iyi Jane Eyre yorumcularından biri oldu. Kendisini anne babasına istinaden ayrıca da severiz  zaten.


Charlotte Gainsbourg







William Hurt


 Aldatılmış ve kadınlara karşı güvenini yitirmiş bir 
Bay Rochester yorumu yapayım derken komikleşen bir William Hurt izlemiştik.Gerçi komik olmayan bir Bay Rochester olmak zor iş. 


Timothy Dalton / Edward Fairfax Rochester rolünde 


Mr Rochester o alaycı uslubuyla sorar; bütün mürebbiyelerin acıklı bir hikayesi olur, sizinki nedir?



Kitapta ki korkunç yenge!




Korkunç yenge beyazperde de böyle yorumlanmıştı!







A ha ha mesele komiklikse en komiklerden biri bu bay Rochester olmalı, kızgın, küskün...




Ayrıntılarda ne gizliydi?




Kitap kapaklarına bir göz atarsak

Bizim Kerime Nadir kitap kapaklarını hatırladım


İkonastik derken bunu kastetmiştim. Bir nevi İsa / Meryem havası mı seziyorum?





Ah o Bay Rochester'in evine giden yol, korkular, tereddütler




1958 basımı bir Jane Eyre



Farklı bir Jane Eyre uyarlaması!


Orson Welles Joan Fontaine'li Jane Eyre


Jane'in gönderildiği yetim okulu



Bizim de bir yetimler okulumuz var, Türkiye'nin en eski eğitim kurumlarından biri; Darüşşafaka! Ama şükürler olsun ki güler yüzlü bir okul, çocuklara yetim psikolojisi, acıma acındırma yerine kendine güven ve neşe aşılayan bir okul bizim Darüşşafaka'mız. İyi ki varsın! 




Moda da, ıvır zıvır da Jane Eyre etkisi

Jane Eyre 21. yy da!

Jane Eyre çantası

Kaynak zengin kullan babam kullan. Çantalar, daha neler...


Jane Eyre efektli Mirte Maas

  




Yüzlerce Jane Eyre aksesuarından sadece biri "Kitap Küpe"




Jane Eyre alıntılı bilezik



Fendi Jane Eyre Bootie





Böyle olur Jane Eyre dövmesi




Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts