24 Mayıs 2013 Cuma

İklimler - Andre Maurois




Bu aralar hep kitap, hep kitap. Okusam da okumalara doymasam durumları.
Geçen instagramda muhabbeti olunca merak ettim, neymiş bakalım, ne menem bir şeymiş şu "İklimler" dedim. Ben "İklimler" deyince sadece Nuri Bilge Ceylan'ın bir filmini bilirdim, kitaptan habersizdim tümden.
 İyi ki de demişim, yoksa okunası bir kitabı kaçırmış, son derece karmaşık aşk meşk mevzularını kolaylıkla deşifre eden bir yazarı atlamış olacaktım. 
Tavsiye edenden allah razı olsun.

"İklimler" iki ana bölümden oluşuyor.
Önce Phılıppe'in ağzından Odile ve Phılıppe.
Sonra İsabelle'in ağzından Phılıppe ve İsabelle.

İlk bölümde  Phılıppe'in ailesi Mercenat'ları tanıyoruz; son dereci erdemli, kuralcı, ciddi ve saygı duyulan burjuva bir aile. Birbirleri ile dolaylı olarak konuşur, duygularını açıkça ifade etmez, laubalilikten nefret ederler. 

  Phılıppe ile Odile'in bir gezi de tanışması ile artık Odile Phılıppe'nin hayatının aşkı, bitmez tutku ve takıntısı haline gelir.






Odile böyle yarım akıllı diyeceğim dilim varmıyor, son derece saf bir güzelliğe sahip, tamamen içgüdüleriyle yaşayan, uçucu ve havai bir kız (şahsen iki tokat ekleştiresim geldi bu kıza!). Bembeyaz giysisi içinde, sezgisel olarak anlayabildiği alageyik derisi ile kaplı bir Shakespeare kitabıyla, sade kanepesine uzanmış, başucunda tek bir gül bulunan ince 
zevkli vazosuyla bir Odile.



Kitabın kırmızı sayfa kenarları Philippe'in kırmızı defterine bir gönderme gibi



Odile'in yetiştiği aile  biraz serbest ve epey kayıtsız bir ailedir. Annesinin hala genç sevgilileri, babasının bir türlü hayata geçiremediği mimarlık tasarıları, masa da yüksek sekle konuşan kardeşleri vardır.

Phılıppe ise katı bir burjuva eğitiminden geçmiş, geleneksel yargılara son derece bağlı, düz bir mantık anlayışına sahip, tutarlılık abidesi  ancak aynı zamanında budalalık derecesinde duygusal  genç bir adamdır. 
Aşıklarımız her türlü uyumsuzluğu büyük aşklarının gücüyle yeneceğine inanarak evlenir zaten pek farkında değillerdir benzemezliklerinin.

Tutarsızlık ve belirsizlikten nefret eden Phılıppe.
Günü bir rüya gibi yaşayan, belirsizliklere  sığınan bir Odile.

Phılıppe Odile'e bugün neler yaptın diye sorar, Odile tam hatırlamaz (ya da hatırlamak işine gelmez) "işte bir şeyler yaptım, ama tam hatırlamıyorum" der, sonra yeni diktirdiği elbisesinden  "bugün terzi de" diye söz açınca  Phılıppe çıldırır, aklı almaz bir türlü "terziye gittin mi gitmedin mi nasıl bilmezsin?". "Gittim herhalde ama bunun ne önemi var sevgilim?" der Odile. Phılıppe Odile'in  haklı olduğunu düşünür, evet ne önemi var ama yine de muğlaklığa tahammülü yoktur. Odile bugün terziye gitti mi, gitmedi mi?




Yazarın eşi Simone Andre de Caillevet Maurois





İki kere ikinin dört ettiğine dair Phılıppe'nin ölmez bir inancı vardır, Odile ise tam bir izafiyet kanunu insanıdır, "olabilir de olmayabilir de" der. Aşkları, karakterleri ve yetiştiriliş tarzlarına yenilir. 
Aslında "iklimleri" uymamıştır işte.

İkinci bölümde Odile gider ve İsabelle ve Phılıppe'in hikayesi başlar. Artık roller değişmiştir bu kez uçarılık yapan, hoş hanımlarla flört eden  İsabelle'i fazla ciddi bulan  Phılıppe olacaktır zira o artık Odile'den izler  taşımaktadır. Aşkı ve kadını tanıdığı ilk gönül macerasını Odile ile yaşamış olması onun aşkı sadece bu şekilde yaşanabilir sanmasına neden olmuştur. Phılıppe artık "bağlılık ve sevgi" ile "yosmalık ve kaygı" yı birlikte istemektedir.
Şimdi  kıskançlıktan deli divane olan, sevdiğini sürekli izleyen ve kontrol eden Phılıppe değil Isabelle'dir.

Zavallı Isabelle, ailesi çocuğa verilmesi gereken terbiyenin "sert" olmasına inanarak yetiştirmiştir onu.
Bir çocuk en iyiye alıştırılmamalı, her türlü zorluğa göğüs gerecek şekilde hayata hazırlanmalı, affedilmez bir  davranış şekli olan şımarıklıktan uzak tutulmalıdır.
Annesi "tüm insan yaşamını çilesine önceden alışılması gereken çetin bir savaş" saymaktadır.

Böylece sert, güzelliğini ancak "çok güzelsin" dendiğinde zorla algılayabilen ağır, ve sert mizaçlı bir kız  "İsabelle" yetişir.
Her şeye rağmen İsabelle kendi ayakları üzerinde durmayı başaran genç ve güzel bir kadın olarak tanışır Phılıppe ile.
Ama işte Phılıppe artık epey Odile'dir ve İsabelle aşkta kötü yetişmiş bir Phılıppe ile mücadele edecektir.

Ancak uzlaşma ve huzur yaşlılıkla gelecektir.

Kadın erkek ilişkilerine, kadın ve erkeğin birbirlerinin teslimiyetine göre tavır alışlarına,
mizaçlarının karşısındakinin tutumuna göre değişiklik göstermesine dair eşsiz bir anlatı bu kitap.

Madem yaşamın özü kadın ve erkeğin hikayesidir, öyleyse "İklimler" bu hikayenin  yenilgilerini, fetihlerini, kayıtsızlıklarını velhasıl tüm o zorlu iniş çıkışlarını, her iki tarafın gözünden kuyumcu inceliği ile işleyerek anlatıyor.

İnanın uzun uzun alıntılar yapabilir, aşk ve buna bağlı bir çok konuda çeşitli çıkarsamalara girişebilirim. Ama komik olur bu. Son derece mütevazi cüssesi ile kendi derdini o denli iyi anlatıyor ki "iklimler".

Gençken bir kez okunmalı, sonra tekrar.
Ama bir kez mutlaka okunmalı.

İklimler - Andre Maurois

Kitap Helikopter Yayınlarından Tahsil Yücel çevirisi ile çıkmış 206 sayfa.


                                                                 Kim Oynasın?

"İklimler" sinemaya uyarlanmış mı diye baktım ama bir şey bulamadım. Filmi Ang Lee çekerse tadından yenmez diye düşünüyorum.
Odile'in o saf, masum güzelliğini, değişken ruh hallerini Jennifer Lawrence çok yakıştırdım ben.
Kitapta son derece sinematografik karakterler var; François ve Solange. Kimler oynayabilir düşünmek gerek.


Odile gibi ak bir giysi içinde Jennifer Lawrence




Kitabın Ortasından

Bir aşığın "Sizde sevdiğim" "Sizde sevmediğim" listesi




21 Mayıs 2013 Salı

Maybelline'nin Master Shape Kaş Kalemi Deep Brown




Kaş deyince akan suların durduğunu şu yazımda belirtmiştim.
kaş meseleleri


Hangi kaş kimin tahmin edin?



Bir kaş yazısı Audrey'siz yarım olur




Essence'nin kaş farını ise bu yazımda anlata anlata bitirememiştim.

Sözünü ettiğim Essence'nin kaş farını sanırım 40 yıl kullansam bitmez! Şikayetçi değilim ama her gün de bal börek yenmiyor. Ayrıca kaş kalemi ile  çerçeve çizmek için fara göre daha kolay. İki ürün rahatlıkla birlikte kullanılabilir.

Bu sefer kaş farıma biraz yardımcı olsun diye Maybelline'nin  Master Shape Kaş Kalemi'ni satın aldım.

Maybelline Master Shape Kaş Kalemi








Master Shape Kaş Kalemi'nin yumuşak bir yapısı var hatta hafif mumlu bu nedenle çok kolay sürülüyor. Ben daha çok kaş çerçevesini çizmek için kullandım, isterseniz kaşların içini de doldurabilirsiniz. Kalem izi kalmıyor. Ben açık kahvesini aldım, tatlı bir renk, sert durmuyor. Diğer tarafında saç tarama aparatı var.

Bitmez tükenmez kaş aparatı alışverişlerimden birinde görevli makyöz bana kalemi tersten kullanmayı öğretmişti. Kaş kalemini kaşınızın ucundan başlayarak alın ortasına doğru kısa kısa darbelerle boyuyorsunuz. Ardından kalemin diğer tarafında ki  kaş tarama tarağıyla kaşı düzeltip bu kez düzden tekrar kaş kalemini uyguluyorsunuz. Gayet güzel ve doğal oluyor. Maybelline Master Shape Kaş Kalemi'nde  bu yöntemi denedim, ancak kolay boyayan bir kalem olduğundan buna pek gerek kalmadı. Sanırım daha sert ve zor boyayan kaş kalemlerinde bu yöntem daha başarılı olur. Kenarda köşe de zor boyuyor diye bıraktığınız böyle kaş kalemleriniz varsa tersten boyama yöntemini kullanabilirsiniz.


 Çabuk bitmeye meyilli, ben çoktan yarıladım ama  fiyatı uygun.
Ben Watsons indiriminden almıştım.
11.00 tl den 7.65 tl ye inmişti.

Okuduğum ve yararlandığım kozmetik sayfası Güzellik Gezegeni  de yazmış Maybelline Master Shape Kaş Kalemi'ni. lİnki aşağıda.

guzellikgezegeni de beğenmiş


15 Mayıs 2013 Çarşamba

New York Üçlemesi - Cam Kent




Paul Auster vazgeçilmez bir yazar değil benim için ama okurum da severim de aynı zamanda.


Paul Auster


Yeni veya okumadığım bir kitabını gördüğümde meraklanırım, alıp okumak isteği uyanır içimde. Tuhaf, öngörülemez karakterleri heyecanlı kurgusu vardır. Sonra bütün o tuhaf New York saplantılı tiplemeleri, yaşantıları bana Woody Allen'i hatırlatır. Şimdi hadi anlat dersen bir kitabını baştan aşağıya özetleyemem ama aklımda kalanlar da hiç fena değildir; yıllarca görüşememiş bir dayı ile yeğenin çıktığı uzun bir yolculuk, yol boyunca kalınan tuhaf moteller, antika kitaplar satan o kitapçı, ormanda kaybolan ve çok utanan insanlar vs vs. (Ay Sarayı mıydı emin değilim şimdi). Zihnimde bütün bu ayrıntılar tüm canlılığı ile uçuşur ama aynı zamanda sanki çok eskiden görduğum unutulmaz rüyalar gibi ayrıntıları hatırlar olay akışını unutmuş olurum.




Cam Kent, New York üçlemesinin ilki

Cam Kent'i okuyalı da epey olmuştu ama canım tekrar okumak istedi. Hem bloğum için sevdiğim bir yazarı paylaşmış olurum dedim ve hoop Paul Auster o bildik büyüsünü başlattı. Yine New York ve yine çevresinden yalıtılmış bir karakter. Kendini polisiye kitaplar yazmaya adamış ve hayattan başka bir beklentisi kalmamış olan bir yazarın kendini bir dedektif olarak bulmasının öyküsü. New York'ta küçük dairesinde oturup polisiye kitaplar yazan Quinn'in her gece aynı saatte telefonu çalmaktadır. Üstelik arayan kişi ısrarla Paul Auster isimli bir dedektifi aramakta, karmaşık sorunlarını ancak onun çözebileceğini iddia etmektedir. Bir iki derken Quinn bu oyuna katılmaya karar verir ve böylece değme dedektiflere taş çıkartan Mayk Hammer'vari bıçkın bir dedektif çıkar ortaya.


Bıçkın dedektif Mayk Hammer


Kitapta yıllarca bazı evlerin gizli bölümlerinde dünyadan kopuk, bir hayvan gibi yetiştirilen çocuklardan konu açılıyor. Bu çocuklar kah ebeveynlerinin sebepsiz nefretleri, kah çocuklar üzerinde çeşitli deneyler yapmak istemeleri üzerine (kitapta dil meselesi yüzünden ) izole edilmişlerdir. Bu imge bana François Truffaut'nun "Vahşi Çocuk" filmini hatırlattı. Hani Aveyron'lu Victor diye anılan vahşi çocuğun insanileştirilmeye çalışıldığı film (yahu ne güzel filmdi o da).




François Truffaut Vahşi Çocuk (l'enfant Sauvage)


Derken mesele dil konusuna geliyor ki zaten çocuğun üzerinde dil konusunda deney yapılmıştı. Dil konusu ise şöyle; cennette mükemmel olan dilimiz ademin kovulmasıyla bozulmuştur, güya aslında dünya da yanlış giden bütün şeylerin nedeni isimlerin nesnelerin gerçek anlamlarından kopmasıymış. Artık adlar eski saf hallerini yitirmişler yanlış manalar içermeye başlamışlar. Mesela ''yumurta" sözcüğü "yumurta kafa" çeşitlemesinin ardından anlamını yitirmişmiş. . Dedektif Quinn meselesi dil olan ve Babil Kulesi ile ilgili bir kitap yazan yarı kaçık bir adamı (profesör Stillmann) takip etmeye başlıyor, adam bin türlü ıvır zıvır toplamakta ve bunlara yeni isimler koymaktadır ki insanlık yeni ve saf bir medeniyete kavuşsun. İşte böyle akıp giden, oradan oraya savrulan bir öykü. Kitabın Ortasından dersek eğer; dedektifimiz peşine düştüğü Stillman'ın New York'u Babil Kulesi'nin baş harflerine uydurarak dolaştığını, yürüyüşünün şablonunu çıkartdığında ise her güne bir harf düştüğünü ve bu harflerin The Tower Of Babel'in baş harfleri olduğunu görür.


The Tower Of Babel -Babil Kulesi


Ey okuyucu, soracaksan eğer "Cam Kent" benim en sevdiğim Paul Auster kitabı değil. Okunur ayrı! 


Cam Kent, Paul Auster Metis Edebiyat 143 S. Yusuf Eradam'ın Çevirisi 
Kim Oynasın?



Quinn'i Tim Roth oynasın


Tekinsiz, perişan, hayattan bezmiş dedektifimiz Quinn için Tim Roth'u seçtim. Kendisini Haneke'nin o korkunç Funny Games' ten (Ölümcül Oyunlar) hatırlarım ki çaresiz koca rolünde gayet iyiydi.

 Paul Auster'ın eşi yazar Siri Hustvedt.



Siri Hustvedt.



 Zerafetiyle dikkat çeken Siri Hustvedt aslen Norveçli. Türkçeye çevrilmiş "Sevdiklerim" ve The Blindfold (Göz Bağının Ardında) isminde beğeni toplayan romanları var. Eşi ile yazım tarzlarının benzediği eleştirisine hoş bir cevap vermiş: “Eğer çağdaş roman bir şehir ise, Paul ve ben aynı mahallede oturuyor olabiliriz, ama aynı evde değil." Bize ilgi çekici bir hayatı olduğunu duyumsatan bu karizmatik kadının kitaplarını okumak, dünyasını tanımak istedim. Kitaplarından birine rastlarsam alacağım.




14 Mayıs 2013 Salı

El Kremleri Tırnak Bakımı




Ellerimiz yazıyor, çiziyor, kesiyor, yıkıyor, çiziyor kısacası  çalışıyor ve yıpranıyor. 
Ellerim biraz kuru olduğundan ne zaman kozmo alışverişine çıksam gözüm el kremlerinde. 


http://rachaelrice.com/



   İşte el kremi en fazla kullandığım bakım ürünüdür herhalde, denemediğim marka kaldı mı bilmiyorum. Sally Hansenlar, Noutreugenalar... Sally Hansen'dan o denli memnun kaldım ki eşref saatimi bekliyorum yazmak için.  Haklarını yiyemem hepsi de kendine göre yaptı bir şeyler. Yaklaşık iki saatte bir el kremini yenileyen bir insan olarak bu sene kullandıklarımı bir kritik edeyim dedim.





Bebak Bademli El ve Vücut  Kremi

Watsons'tan alışveriş yaparken gözüme ilişti, denemelik olsun diye miniciğini aldım 2-3 tl bir şeydi. 200 gr olanı 8-9 tl aralığında.


Doğrusu bu minik afet işlev olarak da beni pek memnun etti. Bir kere kokusu harika, mis gibi badem. Sonra elde hemen emiliyor, yağlı tabaka oluşturmuyor. Etkisi uzun süreli. Hem elin üstünü hem de asıl kuruyan ve sertleşen parmak yanlarını (işaret ve başparmak yanlarını) gayet güzel yumuşattı. Yüz kremi olarakta tavsiye edilmiş ama "yok artık" diyorum, ellere yeter!

Nostaljik, anneanne kremi Bebak



         Geçmişi olan bir krem Bebak, anneanne tadında. Nostaljik ve gayet güzel iş görüyor.


Rosense Besleyici El ve Vücut Kremi,


Ama ille de o pembe!


Ahmet Kaya'dan bir şarkı derdimi anlatır sanırım; "acımasız olmaa şimdi bu kadar". Peki olmayayım. Rosense gül suyunda iyi, arada tonik niyetine kullanıyorum, iş görüyor. Gül suyunu eşe dosta hediye olarak götürdüğümde oluyor. Ama o pembe tasarım yok mu o pembe tasarım, iç bayıcı. Tanıtım broşürlerini gönderiyorlar iyi niyetle bakıyorum ama o pempe güller böyle direkt ürünümüzün özü güldür demek isteyen! Yahu anladık gül = pembe ama hiç mi şöyle bir yaratıcı tasarım düşünülmez. Halbuki elin oğlu neler yapıyor, bu malzeme onlarda olsa böyle Provence'vari döktürürler de bakmaya doyamazsın. 

Ayrıca ürün olarak fazla bir numarası yok, ehven-i şer diyelim. Yağlı bir yapısı var, zor emiliyor ama bereketli bir krem, sürekli el kremi kullananlar için ideal olabilir.
Ağırlıklı olarak aktarlarda satılıyor,125 ml  kutusu  6.00  tl civarında.




Avon Care Renewing Moısture El Kremi



Ben de yalan yok, bu ürün hediye geldi. Sanırım yılbaşıydı, Avon temsilcisi bir arkadaşım hediye etti. İlk kullanımda iyi ama etkisi kısa sürüyor, bir de az yağlı bir yapısı var. Sürdükten sonra yağlı bir etki bırakmaması artı puan, çünkü sevmiyorum o hissi. Kokusu az, belirgin bir esansı yok. Sürümün ardından elde bir gıcırtı oluşturması ise eksi puan. Ekstra yumuşatma etkisinin sınırlı olduğunu düşünüyorum. 
 Ürün tanıtımında iki hafta içinde ciltte ki yaşlanma belirtilerini yok edeceğini ve elastikiyetini arttıracağını iddia ediliyor. Doğrudur da benim ihtiyacım bu yönde olmadığı için dikkatimi veremedim.  
İşin özeti ben de vazgeçilmez ya da çok olumlu bir iz bırakmadığını söyleyebilirim. Kısacası olamadık kendisiyle!
 Fiyatı 100 ml 9.90 tl civarında.

Vaseline Intensive Rescue Yatıştırıcı El Kremi



Vaseline Intensive Rescue Yatıştırıcı El Kremi





Bloğumu ilk açtığım günlerdi, vaseline reklamını yapmak istediğini belirten bir e-mail gönderdi. Şuydu buydu derken çok da önemsemeden tanıtımı bloğumda yayınladım ve sonra başka bloglar da da aynı tanıtım filmini gördüm. Ardından "yahu bu ürünün tanıtımını niye yaptım ki ben şimdi"  oldum. 
Tanıtıma buradan bakabilirsiniz.




Derken Watsons indiriminde el kremleri ile ilgili özel araştırmam sırasında görevli arkadaş

Vaseline Intensive Rescue Yatıştırıcı El Kremi'ni tasiye etti. Yahu ben bu kremi kendi bloğumda yayınladım o halde  niye almıyorum dedim kendi kendime. Doğrusu pek bir beklentim yoktu.
Aaa beğendim, yaradı, iyi geldi.
Bahar temizliği, ovma, çamaşır suyuna bulanma, kesme, ayıklama benzeri bin türlü işlem sonucunda tırtıklanmış, soyulmuş, hırpalanmış parmak kenarlarını yatıştırdığı (yatıştırmak en doğru niteleme gerçekten)  gibi, ellerimin soğuk sudan sıcak suya girmediği izlenimini vermem gereken bir ortamda beni idare etti (var öyle ortamlar!).
Neymiş, ön yargılı olmayacakmışsın...
Sevdim, yine alırım.
Yves Rocher Anti Breakage 


Watsons indiriminde 50 ml 9.90 dan 7.90 a düşmüştü. Fiyatı 9-10 tl civarında seyreder.

Yves Rocher Anti Breakage 
Tırnak Bakım Ürünü

Tırnak kırılmasını önleyen, tırnakları sertleştirip güçlendiren bakım ürünü.  Yves Rocher'dan bir şey almayacağım diye girip, dayanamayıp aldığımdır kendisi. 
Ama iyi ki almışım. 
Tırnakları güçlendirdiği doğru, ayrıca tırnak diplerini ve parmak kenarlarını da yumuşatıyor.
Hafta da iki kullanım tavsiye edilmiş.





Yves Rocher Anti Breakage'den ben memnun kaldım.

Tırnaklar, kırılmasınlar.






8 Mayıs 2013 Çarşamba

Duman Olan Adam



Maj Sjöwall ve Per Wahlöö, bu İsveçli yazar çift pek çok kitabı beraber yazmışlar.




Maj Sjöwall ve Per Wahlöö çocuklarıyla



İki kişinin birlikte kitap yazması bana büyüleyici gelmiştir hep. Onları şöyle hayal ederim; bir karakteri beraber yaratırken, olay örgüsünü kurarken, bir ayrıntı için birbirlerine seslenirken, bir bölümü bitirdiklerinde beraber kahve içerken... Beraber çalışmanın hazzı. Maj ve Per'de beraber sıkı çalışmışlar besbelli. Aslında kuzey polisiyesinin de öncülerindendir kendileri. Ah bu polisiyeler benim en sevdiğim kitap türü. Dinlendirir, kafanı boşaltır, hele bir de iyi polisiye ise seni uçurur. Sağ olsun Perihan Mağden'den Ruth Rendell nam-ı diğer Barbara Vıne referansı alıp kitaplarını hatmetmişliğim var. Sayesinde polisiye zevkime iyilerini katmış oldum. Onu da yazmayı düşünüyorum zamanı geldiğinde.


Duman Olan Adam'ı İngrid Bergman ayracıyla okudum, ikisi de  İsveçli ne de olsa




Ama itiraf ediyorum bu kitabı alırken kitabın sırtında ki Murathan Mungan referansına epey tav oldum, şöyle diyordu Mungan: "İsveç polisiyelerine bayılırım. Bu zevki bana Aydın Arıt'ın güzel Türkçesiyle çevrilen ve hiç ara vermeden altı cildini arka arkaya okuduğum Martin Beck dizisi kazandırmıştır. Maj ve Per birlikte yazdıkları bu dizinin Maj Sjöwal'ın ölümüyle yarım kaldığını öğrendiğimde hüzünlenmiştim. Taşınmalarımın birinde elden çıkarmışım o kitapları. Bazen özlüyorum." Murathan Mungan Milliyet Kültür & Sanat


(Burada kısa bir düzeltme yapmak gerekirse ölen Maj değil Per Wahlöö'dür.)

Mungan'ın polisiyelerini taşınma telaşında elden çıkarması içimi burktu biraz zira ben de polisiyeyi  bu denli sevmeme rağmen kitaplarıma biraz özensiz davrandığım, orada burada unuttuğum zamanlar oldu.

Galiba polisiyenin bizzat kendisi bize bu rahatlığı veriyor ve aslında bunun içi biz polisiyeyi bu denli seviyoruz.

Kitaba gelirsek eğer ben en çok dilini sevdim. Şahane nostaljik bir tercümesi var. Örnek vermezsem rahat etmeyeceğim hem böylelikle Kitabın Ortasından demiş sayılalım:

"Bir kaybolmadan söz ettindi." "Demir perde gerisi ülke" "Evet tastamam öyle" " Tatsız. Çok tatsız. Son derece tatsız. Olmayacak denli tatsız. Patlayası dek tatsız. "Umarsızlık ne acı."  "Bizim de tezi tezine bir işimiz yok zaten"

Söyleyin bana bu sözcükler, bu tanımlamalar size de çoktan geçmişte kalmış bir çağı, o çağın tanımlamalarını, betimlemelerini hatırlatmıyor mu?
Okumam boyunca kullanılan bu soy dil beni gülümsetti. (bu "soy" sözcüğünü Selim İleri'yi anmak için kullandım naçizane)

İsveç Polis Teşkilatından Martin Beck epey boğucu geçen sıcak bir Stockholm yazında feribota atlamış takım adalara, kiraladığı kulübeciğine doğru gitmektedir. Hayalinde zıpkınıyla avlayacağı turna balıkları, hanım hanımcık karısı, güneşleneceği bahçesi vardır. Tam adasına varmışken bir haber gelir, acilen merkeze geri dönmesi gerekmektedir. Beck kara talihine söylene söylene Stockholm'e geri döner. Döner dönmesine de durum çok tuhaftır. Doğu Avrupa Sorunları Uzmanı gazeteci Alf Matson Budapeşte'de kaybolmuştur. Durum 1945 yılında Budapeşte'de komünistlerce kaçırılmış olduğu varsayılan ve yine bir İsveçli olan bir "Wallenberg" olayını hatırlatmaktadır. Üstelik kayıp gazeteci bu kişi resmi bir şekilde soruşturulamayacak bir görevle karşı casusluk faaliyeti için gönderilmiştir ve olayın gizlice halledilmesi gerekmektedir. Böylece Martin Beck'in Budapeşte macerası başlar. Fonda doğu bloku ve soğuk savaş atmosferi, o dönem sporcuları, gizli takipler, pasaport damgaları, dönemin kendine özgü dili... Ben çok sevdim.


Ancak başka bir duyarlılık uyandı bende. Budapeşte'yi bu kitabın izinde gezmek istedim.
İyi bir gezgin bir fikir ekseninde gezer gittiği yeri demişti adını hatırlamadığım birisi. Martin Beck gibi, girişinde koca taş vazo ve tırabzanların olduğu taraçalı bir otelde kalmak isterim. Otelin gacır gucur işleyen daracık bir asansörü, maun eşyalarla kaplı yüksek tavanlı, eski moda muslukları olan odaları olmalı. Odanın penceresinden Tuna'nın akışı duyulmalı, restauranında bol paprikalı balık çorbası içerken orta avrupa kültürünü dibine kadar hissetmeli, kıyıya yanaşan çift bacalı beyaz yandan çarklı bir istimbotu ( artık var mı ki) seyrederken, Terv marka sigaramı tellendirmeliyim (ben sigara içiyor muydum yahu?) Komiser Beck olayı çözmek üzere Budapaşte'de dalgın dalgın gezerken  ben antika bir kaplıca da su altı mermer koltuklarda  kükürt banyosu yapmayı özlemekteyim.



Martin Beck'in esrarını çözmeye çalıştığı Budapeşte -Tuna Nehri


Maj Sjöwall ve Per Wahlöö ile ilgili biraz bilgi vermek isterim. İkisi de sıkı kominist olan çift 13 yıl birlikte yaşamış ve evlenmemiş. Solcu toplumsalcı kitapları ilgi çekmeyince , İsveç toplumunun kendi deyimleri ile "refah devleti görünümündeki soğuk kapitalist ve insanlık dışı yüzünü göstermek için " daha dikkat çekeceğini düşündükleri polisiye üzerine çalışmaya başladılar. Yollarını açtıkları Millenium  serisinin yazarı Stieg Larsson, Kurt Wallander'in yaratıcısı   Henning Mankell  ya da son zamanların star yazarı Jo Nesbo kadar zengin olmadılar ve her zaman mütevazi şartlarda yaşadılar. Yazar ve entelektüllerden oluşan arkadaş çevreleri, takıldıkları barlar, girdikleri ateşli düşünsel tartışmalar, ilk beraberliklerinden ve birbirlerinden olan çocukları ile bohem bir yaşantıları oldu. Aslına bakılacak olursa  kitaplarında alttan alta eleştirisini yaptıkları hayat tarzına da uzak kaldılar böylelikle.


Kim Oynasın?

"Duman Olan Adam" günün birinde film olursa yine bir İsveç polisiyesi olan  "Ejderha Dövmeli Kız" kitabının filminde oynayan Stellan Skarsgard dedektif  "Martin Beck' i oynasın diyorum.


İsveçli oyuncu Stellen Skasgard'dan  iyi bir Martin Beck çıkar



Maj ve Per pulları


Maj Sjöwall artık tek başına







Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts